SESSİZ ÇIĞLIK

 

Benzi uçuktu. Deniz mavisi gözleri ıslak ve buğuluydu. Daha çok kül rengini andırıyordu yüzü. Gözlerinin içi taze bir yağmurun ardından buhar buhar, kaynaşan toprağı hatırlatıyordu. Gecenin sessizliğine gömülmüş aklında bin bir türlü şeyle baş etmeye çalışıyordu. Devletin, kimsesiz çocuklar için kurduğu evde kimsesiz çocuklara Yardımcı Annelik yapıyordu. Bugün daha ilk günüydü. Yüzündeki telaştan anlaşılması zor değildi gününün kötü geçtiği… Odasına geçti, yatağına uzandı. Derin bir sessizliğin ürpertileri sarmıştı ruhunu. Herkes uykudaydı. Yalnızlığın kucağında inleyen odada, vesveseler sarmıştı düşüncelerini… Az önce uzandığı yataktan tedirgin şekilde kalkıp, lambayı yakmak üzere el yordamıyla bulduğu elektrik anahtarına dokundu. Aşamadığı sıkıntıların cenderesinde sıkışıp kaldığı hisleri, çevreliyordu ruhunu… Bu gece nöbet sırası onundu. O gece orda kalacaktı. Çocuklarla tanışması çok soğuk geçtiğinden bugün onlara kendini iyi ifade etmediğini düşünüyor, yarın için Nasıl bir yol izlemesi gerektiğini düşünüyordu. Daldığı düşünceler uykunun kollarına teslim etmişti çoktan yorgun bedenini… Sabah telefonun alarm sesiyle sıçrayarak uyandı. Kalktı, giyindi. Ayna da kendine baktı. Üzerini değiştirip mutfağa geçti. Kahvaltı hazırlamak üzere hazırlıklara başladı. İçerdeki seslerden kızların da uyandığı anlaşılıyordu. Mutfaktan çıkıp odalarına doğru yöneldi. İkisi daha yatak da, diğerleri uyanmış okul hazırlığı yapıyorlardı. Yalnız içlerinden biri tüm herşeyden soyutlanmış bir şekilde, pencere kenarında oturmuş öylece dışarıyı seyrediyordu. Ondan gözünü alıp bir an dikkatini üzerini giymeye çalışan fakat giyemeyen çocuklardan birine takıldı. Yanına usulca sokuldu. Giyinmesine yardım etti. Bir an küçük kız geri çekildi o olduğunu anlayınca tekrar izin verdi onu giydirmesine… Yaşı Bir hayli küçüktü. En küçükleri de oydu anladığı kadarıyla.

 

Merhaba diyerek sokuldu tekrar yanına…   

– merhaba.

Çekinip, sıkılarak uzattı eline karşılık elini…

“Büşra ben. Bundan sonra ben sizinle ilgileneceğim. Artık haftanın belirli günlerini beraber geçireceğiz” dedi. Sustu. Gözlerine baktı. İçine işleyen gözlerinden alamadı gözlerini. Bir an sanki ona sarılmak istediğini hissetti. Ama utanmasın diye yapamadı. Elbet sarılacağı kendini iyi hissedeceği zamanlarda olacaktı. Ama o gün bugün değildi. Kalktı, kahvaltı masasını hazırlayıp gelmelerini bekledi. Tek tek gelip masaya oturdular. Biri hariç… Onlara kahvaltıya başlamaları gerektiğini söyleyip içerde kahvaltıya katılmayan diğer çocuğun yanına gitti. Hala bıraktığı gibiydi… Suskun, bütün kederlerini gözlerinin buğusunda biriktirmiş o şekilde dışarıyı seyrediyordu. Onu izlediğinden habersizdi. Yanına gidip oturdu. Eliyle saçlarına dokundu.

– kahvaltıya gelmiyor musun? Hepimiz seni bekliyoruz. İsteksizce

– Can’ım yemek istemiyor dedi.

– Ama omlet yaptım, belki seversin dedi Büşra Anne.

– Bu arada ben Büşra. bundan sonra ben sizinle ilgileneceğim. Var mı senin de Bir adın? Diye sordu. Sustu yüzü pencere tarafına çevriliydi.  Bir süre konuşmadı. Sonunda suskunluğunu bozarak yüzüne baktı:

– Havin…  Havin benim adım…

– Bir anlamı var mı isminin? Diye sordu Büşra Anne.

– Yaz mevsiminde doğmuşum Havin de yaz mevsimi demekmiş Annem koymuş adımı. Gözlerine dikkat kesildi. İlk defa o kadar yakın göz göze geliyorlardı. Badem irisi gözleri, bal rengine çalıyordu. Güneş’in yüzüne dokunmasıyla yüzü alabildiğine parlak gözüküyordu. Çok şeyler saklıydı buğulu gözlerinde… Yanağındaki Gamze’si tüm güzelliğini ele veriyordu. Birbirini takip eden imtiyazlı şekilde dizili Kaş’ları yüz hatlarını ortaya çıkarıyordu. Kaşlarıyla birbirini bütünleyen burnu, yüzünün şeklini tamamlıyordu. Nazar edilecek incelikte güzel bir yüzü vardı. Niyeyse yüzünde her an ağlamaya hazır bir burukluk, derin bir acı hissediliyordu. Acı göz kapaklarına, dudaklarının tebessümünü kaybetmesine kadar sinmişti. Havin odadan çıkmasını istemişti. Onun isteği üzerine kapıyı kapatarak odadan çıktı. Aklında bir sürü soruyla… Mutfağa geri dönüyordu. Masadaki her çocukla ilgileniyor. Onları tanımak için sorular soruyordu. Kendisine az da olsa ısınmışlardı. Tedirgin bakışlar yerini güven veren tebessüme bırakıyordu. Daha rahat davranıyorlardı artık. O da buna içten içe seviniyordu. Her biri 13,14 yaşlarında birbirinden güzel 6 çocuk… Her birinde ayrı bir hikâye. Hepsi ayrı ayrı sevgiye, ilgiye muhtaç. Onlara elinden gelenin fazlasını yapmak istiyor, onlara unuttukları Anne sevgisini tattırmak istiyordu. Kahvaltılarını bitirip her biri okul için hazırlanmak üzere kalktı masadan… Servis çoktan gelmişti. Her biri çantasını alıp çıkmıştı bile. O hariç. Odada ne yaptığını öğrenmek için odanın kapısını çaldı. Ses yoktu. Tekrar çaldı yine ses veren olmamıştı. Odaya girmek zorunda olduğunu hissetti. Nitekim öyle de yaptı. Yatağına girmiş, yorganı başının üzerine çekmişti. Uyuyor gibi yapıyordu ama uyumuyordu. Usulca yanına yaklaştı. Yatağının kenarına ilişti : – biliyorum daha yeni tanıştık ama konuşmak istersen Buradayım. Niye okula gitmek istemediğini bilmiyorum. Ama zannımca haklı sebeplerim var. Yine de buradayım, yanında olduğumu bil yeter. Ses çıkmıyordu yine. Çaresiz kapıyı çekip yan odaya geçti. Etrafı toparlayıp mutfakta yemek yapmaya koyuldu. Aklı ondaydı. Onu odadan çıkartacak bir şeyler bulmalıydı. Bir ara yavaşça odasına girdi. Uyuyordu. Yanına gidip iyice yokladı. Derin uykunun kollarına teslim etmişti çoktan kendini. Üzerini örttü, yüzüne döküldüğü saçlarını arkaya attı bir öpücük kondurdu yanaklarına. Yatağını düzeltirken bir şey ilişti gözüne. Bir defter. Belli ki yere düşürmüştü. Yerden aldı defter açık Bir şekildeydi. Gözü bir an takıldı. Okudukları dikkatini çekmişti. Okuduğu defter bir günlüktü. Sessizce defteri alıp çıktı odadan. Pencere kenarına sandalye çekip oturdu. Pencereden içeriye giren Rüzgâr yüzünü okşuyordu. Pencerenin önündeki fesleğen,  kokusuyla eşlik ediyordu hüznüne. Yaptığının doğru olup olmadığını düşünmeden sadece okumak istiyordu elindeki defteri. Düşünmeden açtığı defteri okumaya koyuldu. Daha ilk sayfasıydı.  .onun hayatında bir daha asla unutamayacağı satırlar şöyle başlıyordu: Bir daha yaşadıklarımı hatırlamamak için son defa döküyorum içimi bu satırlara. Hayatımda hiç yaşanmamış sayıp yazdıklarımı,  sonrasında Bir ateş yardımıyla yakmak istiyorum. Unutulur mu onca şey? Geçer mi bilmem. Bıraktığı izlerle bir ömür böyle de yaşayamam, hayatımı alt üst edip içine almasını istemiyorum. Bu yüzden bir yerden başlamak gerektiğini düşünüyorum. Son defa yüzleştiğim geçmişimi bugün bu satırlara döküyorum. O gün hayatımın en mutlu günüydü belki de. Uçuyordum. Öyle değilse de uçmam gerektiğini hissediyordum. Aylardır hazırlandığım şiir yarışmasında Birinci olmuştum. Yarın bütün öğretmen ve arkadaşlarımın karşısında ödül alacaktım. O gün okuldan eve Nasıl geldiğimi hatırlamıyorum. Tek katlı müstakil evimizin koca demirli kapısını itip içeri girmiştim. Evin giriş kapısını çaldım. Bir süre açan olmadı. Önce cama, sonra tekrar kapıya vurdum. Annem sonu gelmeyen ev temizliklerinden birine gitmişti yine. Kardeşim daha okulda. Benden çok sonra geliyordu. Kapı tık sesiyle birden açıldı. Kafamı korkarak içeri uzattım. Babamdı kapıyı açan. Yüzü teninden bir hayli solgun, saçları birbirine karışmış, gözaltları mor renginden sıyrılıp kahverengiye dönmüştü. Bu haliyle kendi yaşından oldukça yaşlı gözüküyordu .kendinde değildi durduğu yerde sendeleyip duruyordu .Elinde her zaman ki malum şişelerden biri .evet Babamdan bahsediyorum .bazen günlerce eve gelmeyen , geldiğinde de tv karşısında saatlerce içki şişelerine mahkum olan .hayatını anlamsız şekilde mahveden Ada’m dan bahsediyorum… Ağır kokusu içeriyi de sarmıştı. Ayakkabımı çıkarıp içeri geçtim. Perdeleri çekip, Camları açtım. Bir bir havalandırdım etrafı. Derken odama geçtim üzerimi değiştirmek için. Çıkarttım üstümü koltuğun üstünden t-shortü alırken  kapının aralıklı olduğunu ve iki çift gözün beni izlediğini farkettim .kapıdaki Babamdı ..aniden içeri girdi .başta bir şey isteyeceğini sandım .bana doğru geldi .ben üzerimi giymeye çalıştıkça o anlam veremediğim bir şekilde üzerimdekileri çıkarmaya çalışıyordu .Yapma baba !. Ne yapıyorsun dedim. Bağırmaya başladım, ardından ağlamaya. Ben bağırdıkça o daha sert bir şekilde cevap veriyordu bana. Ondan kurtulmaya çalıştıkça daha sıkı kavrıyordu bedenimi. Annemin kanepenin üstünde bulunan türbanıyla ağzımı kapattı. Çocuktum ben daha. Bana ne yaptığına anlam veremeyecek kadar küçüktüm. Çok sonra anladım bana ne yaptığını. Babası tarafından tecavüze uğramış bir çocuk olduğumu çok sonra anladım… Babam dediğim Ada’m hiç gözünü kırpmadan kıymıştı bana. Babam gitmişti çoktan. Annem geldiğinde çok geçti artık. Ölüden farksız yerde yatarken bulmuştu beni. Ne olduğunu anlaması çok uzun sürmedi. Bağırdı, ağladı, dövündü. Ama bir işe yaramadı. Geriye alamadı hiç bir şeyi. Kaldıramadı bu yaşananları. Beni koruyamamanın vicdan azabı yakasını bırakmıyordu. O gece tavan Arasına bağladığı ipte kendisini asılı buldu kardeşim. Ben daha yaşadığımın Şok’unu üzerimden atamamışken Annemin intiharı beni hayattan koparan ikinci olay oldu. Annem de bırakıp gitti kardeşimle bir başımıza kaldık. Babam denilen Ada’m mı? Onu o olaydan sonra bir daha hiç görmedim. Dediklerine göre cezaevindeymiş. Devlet bize bakan kimse olmayınca himayesi altına aldı. Şu an kardeşimle buradayız. Tutunmaya çalışıyorum hayata. Tutunmalıyım! Kardeşim olmasa Nasıl dayanırdım bunca şeye bilmiyorum. İyi olacak ama. Artık iyi olmalı… Benim hikâyem bu kadar sürmemeli. .bundan sonrası güzel bitmeli. En azından artık öyle hayal ediyorum. Satırlara gözyaşı düşerken Bir taraftan eliyle ağzını kapatıyordu. Sesi içeri gitmesin diye çabalıyordu… Çoktan sesi duymuş kapı aralanmıştı bile. Uykusundan uyanmıştı belli ki. Defteri elinde görünce yanına yaklaştı. Aldı kucağından defteri. Bir şey demeden bir kaç adım attı geri döndü. Suskunluğunu bozarak ; -Çocuklara dokunmasınlar! Yapmasınlar bunu bize… El değmedik hayallerimizi daha kurmadan yok etmesinler. Dokumasınlar! Rüyalarımıza, dokunmasınlar hayatlarımıza… Bu aciz bedenimize el sürmesinler… Yapmasınlar… Yapmasınlar artık! İçinde bir sürü şeyi bırakarak, Gözünden dökülen yaşlara engel olamayarak Arkasını döndü ve gitti… Bir ömür unutamayacağım bir dersi bende bırakarak…



Merve Akyel