Müsaadenizle, ufak bir dertleneceğim. Dertleneceğim ve dermansızlaşacağım. Bir gam vuracak kuru ot tutmuş göğsümü, yıkılacağım. Göğe çekilen Hz. İsa’yı çarmıha gerilmiş gören basiretsizlerin ortasından nur-u kuddüs gibi fışkıracağım. Gölgelerin izi batacak sahil kuşlarını beslediğim sesimin saksısına, hiç açmamış gibi solacağım. Der misiniz ki, günü gelince açacağım? Sanmam, ben neyim ki içi tutuşan alev gibi durmadan ve durmadan parlayacağım? Konuşamasak da sürekli aynı mevzuları açacağım. Tutuşmayı başaramadık biliyorsun, eşlik etmek istersen bu konuları susuşacağım. Çay koy, demlerden demlere kaynayıp alakasız muhabbetlere kaynaşacağım.

 

Müsaadenizle, ufak bir dertleneceğim. Sonra ne olur bilmiyorum, sonumu düşünmeyip kahraman olacağım. Bu ilk değil kaç kere kurtardım Rapunzel’i, bir kaç kere daha kurtaracağım. Uzun saçlarından gemiler, uçaklar, evler yapacağım. Onun saçlarından deniz olmaz, okyanuslar fışkırtacağım. Sonra içinde nefesimi beşe kadar tutacağım. En az dörtte elma derse çıkacağım, demezse kendimi güzelliğiyle boğacağım. Cadı annesinin burnundan yılanlar doğurtacağım. Hepsinin diline bir şaplak atacağım. Acıtmasınlar kimsenin canını aksi takdirde kızacağım. Çaylar benden Rapunzel, bir de izin verirsen saçlarında saklanacağım.

 

Müsaadenizle, ufak bir dertlendim. İyi oldu, kendi içimde kellenip fellendim. Çaylar içitim. Muhabbetlere kaynaşıp ç’aylarca dertlendim. Rapunzel’i kurtarıp kendime esir ettim. İnanır mısınız bu tutsaklığa gönlüm el vermedi, yunus gibi korunaklı midemden azat ettim. Çok terbiyesizleştiler, yılanları terbiyeledim. Müsaadenizle ufak bir dertlendim. Sizde gördünüz ne kadar çok dermansızlaştım, en başında demiştim. Hoşça kal Rapunzel, okyanus saçlarından kulaçlarla geçtim. Boğuldum, bir ara denk gelirsen sana zahmet kendine gömersin. Bu arada fark ettiysen öldüm ama sen hâlâ elma demedin.

 

Aysun ÖZER