Dipsiz kitaplarda konusuz şiirlerde kayboldum. Adımı kayıp ilanlarına çıkarmadı ve okuduklarımla yeşeren kelimelerin babalığını yaptı…

Birkaç metre arayla yaşanan kazalar ve birkaç mevsim arayla biten aşkların kâğıtta bıraktıkları his düşümünü konu alan şiirlere veya şairlere sitemkar bir topluk var. Hatırı sayılır bir çoğunluğu temsil ediyorlar. Prangalardan kurtardığımız duyguların neşesi zor geliyor olsa gerek, bilemem…

Ani fren yapan bir aracın lastik izini düşünün. Yalnız ve yorgun bir insanın beyaz kağıtta his düşümü de aynen böyle. Takdir edersiniz bazıları bağırmaktan çok sesiz kalmayı, bazıları yumruklardan çok kelimeleri konuşturmayı tercih eder. Eğer bir sahil kentindeyseniz çoğu zaman bulutlar eşlik eder yağmurla birlikte. Acıyı temsil eder kelimeler, bazen de huzuru. Bu öyle tırnağınızın kenarında ki etin kalkmasıyla oluşan bir acı değil. Belki serçe parmağın sehpaya vurulması derinden yaşanırsa anımsatabilir, bilemem…

Çoğu aşk için dökülse de, hakiki yazanlar duygulanır bir çocuğun ağlamasında. Faytonu çeken atın ölümüyle kahrolur ve içindeki çocuk kıymetlidir, elinden şekerini alırsan azılı bir suçludur. Şiir bazen bir kadının gözlerinde nemlenir, belki yüzündeki yara izlerinden daha çok acı verir mısralar. Şiir yüreği tırmalar. İnceden bağırır insanlığını da, ‘da’ işte! Dinlersen anlarsın, şiir bu mors alfabesini kullanmaz! Yüreğinde hissetmediğin hislerin kırbacıdır. Gönülden gönüle köprüdür ve bu köprüde hislerin göçü vardır. Kızmayın, hakkıyla yazan bir şair en büyük tüccardır, yolu her ne şekilde olursa olsun konusu unuttuğun hislerindir anlar mısın? Bilemem…

Kızma sen, kulak ver unuttuklarını bulacağın yere. Bazen bir çocuk olacaksın sırtında dünyanın yükü olan, hayalleri küçücük avuçlarında mercimek tanesi kalan. Bazen bir kadını hissedeceksin, öyle sizlerin bahsettiği gibi dırdırıyla değil, sustuklarıyla yüreğine dokunan. Eğer hakkıyla okursan bir adam bulacaksın, şiirlerde uykularını kaçıran yüzlerce acıyı anlatan… 
Okur musun! Bilemem…

Furkan TUNÇEL’