TÜRKİYE’NİN İLK KADIN AKADEMİK FOTOĞRAFÇISI YILDIZ MORAN

 

Atahan YILMAZ

 

 

Yıldız Moran 1932 yılında İstanbul’da doğmuştur. Babası ilk Türkçe – İngilizce Sözlüğü yazarı Ahmet Vahit Moran’dır. Küçük yaşlarda resim sanatına ilgi duyan Yıldız Moran Robert Kolejinde eğitim almaya başlar. Kolejde başarılı olamayan Moran’a dayısı Sanat Tarihçisi Mazhar Şevket İpşiroğlu, fotoğraf sanatına yönelmesini tavsiye eder. Moran o anı bir röportajında söyle anlatır; “Ressam olmak isterdim. Kolejin son sınıfındayken bir gün dayımda çay içiyorduk. Bana “Fotoğraf çeksene sen Yıldız” dedi. Bunu her dayı yeğenine söyleyebilir. Ama tabii bu dayı M. Şevket İpşiroğlu olursa iş değişiyor. Sen misin bunu söyleyen. Atladım İngiltere’ye…” Ama Mora’nın 50’li yıllarda tek başına İngiltereye gitmesi kolay olmamıştır. Moran röportajında bu durumu şöyle açıklıyor; “Haberleştiğim okulu buldum. Müdire hanım “Eyvah!” dedi. “Ne olacak şimdi” Ben tamam dedim. Muhakkak kâğıtlarda bir noksanlık oldu. Dön bakalım Yıldız İstanbul’a. Meğerse neymiş biliyor musunuz? Benim gibi genç ve yabancı bir kızı Londra yutarmış. 1951 yılıydı bu olayların olduğu zaman. Tam bir yıl orada fotoğrafçılık sanatının alfabesini öğrendim.”

Yıldız Moran 1951 yılında İngiltere’de Bloomsbury Technical College adlı okula yazılır. Fotoğraf çekim tekniklerinden çok çekim sonrası işlemlere odaklanan bu bir yıllık program Moran’a yeterli görünmez. Bir sonraki yıl Ealing Technical College & School of Art da eğitimini sürdürür. İyi bir fotoğrafçı olmanın yolunun tekniği iyi bilmekten geçtiğini düşünen Yıldız Moran, burada aldığı eğitimi fazla kuramsal bulur. Bunun üzerine, teknik bilgilerini geliştirmek için Olde Vie Tiyatrosu’nun portre fotoğrafçısı John Vickers’ın asistanlığını yapmaya başlar. Vickers sayesinde, başarılı bir İngiliz portreciler kuşağının birikiminden yararlanır. İki ay staj yaptıktan sonra John Vicker kendisine “Artık senin işin kalmadı burada, öğreneceğini öğrendin. Git kendi başına çalış” der.

Moran dört yıl kaldığı İngiltere’de tam altı sergi açtı. İlk sergisini 1953 yılında Cambridqe’de, Trinity kolejinde açan Moran, çektiği 25 fotoğrafın 25 ini de satar. Bu tarih ve olay Yıldız Moran ve Türk fotoğraf sanatı için dönüm noktasıdır. 2 – 3 Yıl fotoğraf eğitimi almış, 21 yaşında genç bir kızken 25 fotoğrafının 25’ini de satması, tarihsel olarak en önemli sanatsal fotoğraf satışlarından biridir. O tarihlerde Türkiye de buna benzer bir satışın olduğunu görmüyoruz. Yıldız Moran Türkiye’ye dönüşünde İspanya, Avusturya, Fransa, Monako ve Yunanistan’a gitti. Avrupa gezilerinin fotoğraflarından oluşan bir fotoğraf albümü hazırladı. 1954 Temmuz’unda Türkiye’ye döndü; mesleğinde ustalaşmış bir fotoğrafçıydı artık. Türkiye’ye döndüğünde Beyoğlun da o zamanlar sanatçıların uğrak mekanı olan Kallavi Sokak’taki ünlü Maya Sanat Galerisi’nin üstünde bir stüdyo kiralar. Burasını aynı zamanda kendi fotoğraflarının sürekli sergilendiği bir salona dönüştürür. Medya da Kapanmayacak Sergi olarak bahsedilir.

Moran o zamanlar cüretkar sayılabilecek bir kararla Anadolu’yu fotoğraflamak için geziye çıkar. O zamanlar kadınları bırakın, erkeklerin bile rahat dolaşamadığı yerlere gider; kasabaları, köyleri, ovaları gezer, hayata dair her anı fotoğraflar. Şubat 1955 ile Mayıs 1957 yılları arasında biri Ankara’da üçü İstanbul’da dört sergi açar ve bu sergiler büyük bir ilgiyle karşılanır. Bütün bu verimli çalışmalarına karşın, işler pek de beklediği gibi gitmez. Sergileri çok ses getirse de Cambridge’te açtığı tek bir sergide bir günde 25 fotoğrafı satılmışken, ülkesinde büyük emeklerle çektiği fotoğraflarından bir tanesini bile satamamıştır. O yıllarda Türkiye de fotoğrafa karşı ilgi azdı ve fotoğraf belge yönüyle ağır basmaktaydı.

Yıldız Moran geçimini sağlamak ve sanatsal faaliyetlerini sürdüre bilmek için kartpostal, vesikalık ve stüdyo çekimlerine başlar. Muhsin Ertuğrul, Haldun Taner, Mücap Ofluoğlu, Adalet Cimcoz, Yusuf Akçura, Haldun Dormen gibi birçok sanatçının portre fotoğraflarını çeker. Fotoğraftan yeterli para kazanamayınca, yılbaşı kartları bastırıp satmaya karar verir ve bu sayede şair Özdemir Asaf ile tanışır. Moran Ses dergisine verdiği röportajda o günü şöyle aktarır: “Yaşamımı sürdürebilmek için para kazanmam gerekliydi. Yılbaşı kartları yapıp satmak, para kazanmamı sağlayabilir diye düşündüm. Anlaştığım matbaa çok kötü basmıştı kartlarımı. Tam umutsuzluğa düşmüşken, bir arkadaşım Özdemir Asaf’ı önerdi. Hem şairdir, hem de titiz ve güzel baskılar yapar dedi. İş konuşmak için Özdemir Asaf’ın matbaasına gittim. Tarihini de verebilirim tanışmamızın; 4 Kasım 1954, saat: 11.00. Kelimelerle dile getirmek zor. Duygulu, kibar, hiç görülmemiş ve bir daha göremeyeceğim bir insandı Özdemir Asaf. Pırıl pırıl bir zeka, renkli, yepyeni, bambaşka bir dünyaydı o. Olağanüstü bir insandı kısacası…” Tam sekiz yıl sonra “o bambaşka dünya”yla yaşamayı tercih edecektir Yıldız Moran. 1962 yılında evlenir, 12 yıllık aktif fotoğrafçılık kariyerini, fotoğraf sanatçılığını bırakmaya karar verir. Moran Fotoğrafçılığı bırakmasının sebebini şu sözcüklerle açıklar:  “24 saat düşünülen, yaşanılan, ikinci plana atılamayacak bir konudur fotoğrafçılık. İnsana, hayata özgün, bir aşamanın bir yerini kavramsal olarak dolu, yoğun, ağırlıklı olarak verebilen kişidir fotoğrafçı (…) Birden 24 saatimi bu konuya mı vereceğim, yoksa daha önemli konular var mı benim için diye düşündüm. Daha önemli şeyler olduğuna karar verdim ve 12 yıl sonra bıraktım bu işi (…) Dört yıl içinde üç çocuk sahibi oldum ve artık tüm 24 saatlerimi çocuklarıma adadım.”

Son sergisini açtığında yıl 1970’tir ve o artık sadece Özdemir Asaf’ın eşi olarak anılmaktadır. Bebek’te Dereboyu Caddesi’nde bir apartmanın bodrum katında üç çocuğunu yetiştirirken hazırladığı sözlükler, yaptığı çevirilerle yazın alanında önemli çalışmalar yapar. 1981 yılında eşini kaybeder, bir yıl sonra İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Fotoğraf Enstitüsü onu onur üyesi seçer.15 Nisan 1995’te hayata gözlerini yumar.

Yıldız Moran bir kadın olarak; içinde bulunduğu toplumun, kültürün, yaşadığı yüzyılın sorunlarının farkındaydı. Bu farkındalığı paylaşmak, çoğaltmak ve öteki insanların da duyarlılıklarına dokunmak için Anadolu kadınını metropollere taşımıştır. 1955 Yılında İstanbul ve Ankara da dört sergi açmış, ancak hiçbir fotoğrafını satamamıştır. Fotoğrafçının sadece gazeteci olduğu bir dönemde, bir kadının elinde kamerasıyla çektiği fotoğraflar önemsenmemiş, yok sayılmıştır. Her şeye rağmen Moran hiç bir ekole bağlı kalmadan, özgün ruhunu yansıttığı, oryantalizm den uzak, kalıpları yıkan, zamansız, teknik ve estetik bakımdan kusursuz fotoğrafçılığıyla öncü bir kadın olarak modern sanat tarihinde yerini almıştır. Cinsiyeti yüzünden maruz kaldığı farklılıklara rağmen, sevdiği meslek için savaşarak, şimdiki kadın fotoğrafçı kimliğinin oluşmasında büyük emek sarf etmiştir. Fotoğraf sanatıyla ilgili zamanının çok ilerisindeki düşünceleriyle Yıldız Moran, Türk Fotoğraf Sanatının mihenk taşlarından biridir.