Kafamın içine büyük bir darağacı kuruldu.

Simsiyah jilet gibi giyinen gururum kuruldu karşısına. Gecenin lacivertliği saçlarımın arasından gizlice sızarken kalbimi bir bıçağın arkasında saklanırken buldum. Aşk çıngıraklı bir yılandı, ve tam da benim kalbimin arkasına saklandığı bıçağın arkasındaydı. Olur da şah damarımdan dişler diye hareket edemedim. Hareketsiz kalmayı severim ama uyurken.

Ortamın sessizliğine ve gerginliğine ekilen her sessizlik çok büyük bir çığlık koparıyordu. Aşk, kendisini hayatın nefesinin kutsadığını söylerken gururum bunu çokça inkar ediyordu. Bu oyunun sonunda, birinin kafası o darağacında asılı kalacaktı. Aklım ve kalbim savaşırken ben sessiz kalmak zorundaydım, böyle zorunda kalmalar çok güç değil midir bazen ? Sessiz kalmayı severim ama haklıyken.

En güzel çocuk henüz annesinin kanından beslenirken aşkın bu dünyaya gelmesi onun için fazlasıyla tehlikeli diye fısıldadı gururum. Elindeki uzun ve beyaz sopasının sivri ucu aşkın boynunda gezindi. Bu dünyaya neden geldim diye kendimi sorgularken yaratılışımın akıl almaz karmaşası beynimi ele geçirdi. Bu aşkın çenesine büyük bir sessizlik muştulanmalı bence. Beyazın yedi bin cennetinden çıkıp gelen büyüsü, aşkı yıldızların şafağında susturmaya yetip de artmıştı. Kimse okumadan intihar ettirilmek zorunda kalan şiirlerin son kırıntısı kalbimdeki yangının üstüne çöreklendi. Aşk ağır adımlarla ilerledi darağacına ve bu film de burada bitti. Bitmeleri severim ama arada gereksiz bir bağ varken.

Başı darağacında sallanan aşkın o son bakışı ve kibirli yüzünü unutamıyorum. İçimde zincirlerle bağlanan şeylerin sertliği bileğimi kesiyor. Aklımın kapıları ardı ardına çarpıyor. Hiçbir şey ters gitmemeli diyorum sessizce. Hazar denizinin iki yakasını bir araya getirmek için kendimi denizlere atmayı düşündüm de duruldum. Adı konmamış cehennemin, insanlar tarafından adı konulduğunda ortaya çıkan şeydi aşk. Gurur ellerini daldırıyor beyin kıvrımlarıma. Düşüncelerimin gizemi bulaşıyor parmaklarıma,tüm vücuduma…Ve o renk boyuyor boydan boya bizi, tek hece. Tek heceli kelimeleri severim, içinde aşk olmadıkça.

Kalbimin tüm tılsımlı yanları benden uzak ve gönlümün boş odası artık kiralık. Elimde gündüzlerimin aforoz ettiği kahve bardağı.. Sımsıkı tutuyorum. Sanki elimde kalan son şey buymuş da bu da gidecekmiş gibi. O boş odanın içine ruhumu atıp kapısını kilitliyorum hızlıca, sanki benden önce çıkacak, attığım adımdan önce boynumu kesecek, şah damarımdan yaşanmışlıklarım akacakmışcasına büyük korkuyla. Bardağımı dolduran şeyler aslında kahve değil de yaşanmışlıklarım. Kafamı patlatan şey stres değil kaygılarım. Bardağımı dolduran şeyleri severim, sıcak oldukça.

Şimdi bulutların arasına giren ay gibi, aşk da artık gururun kolları altında. Bu devirde aşksız yaşamak büyük bir yetenek bu şüphesiz çok büyük bir gerçek. İki kişiye ait tek bir dünya kurmak olanaksızdır, çünkü zevkler ve renkler farklıdır, insanın doğasına tek bir yaşam aykırıdır. Peşimizden koşan mutluluk yorulur, yaşarken atılan adımlar silinir, yapılan her hata bir başkasına davettir. Alışkanlık kazanılması zor kaybetmesi daha zor bir şeydir. Ufacık bir nefes değil miydi ölüm için kuyularımızı kazan, bu yüzden konuşalım artık ne konuşacaksak, çünkü ölüm bile koparamamış bu dünyayı aşksızlıktan. Kopmayan şeyleri severim, aradaki bağlar dışında.

Beyza KIVANÇ