Haylazlık dönemleri, Köyün etrafında yapacak bir şey de yok. Çiçek, böceklerle oyalanmaktan sıkıldım. Benim bir derem var. Biraz az akar ama içinde balıklar yüzerdi. Gündelik hayatımın bir kısmını derenin kenarında balıkların suda akıp gidişini izlemekle geçer ve kayboluşlarına üzülürdüm.

                Çizgi film izlerken bir sahne gördüm birkaç arkadaş bizim köyün deresine benzer bir dereye baraj yapıyordu. Bende kendimce düşündüm. Onlar gibi baraj yapacak, balıkların kaçmasına mani olacaktım. Onları orada kendim besleyecektim. Derenin etrafını iyice araştırdım. Kırılan ağaç dallarını, taşıyabildiğim kayaları topladım. Meğer çizgi flimdeki çocukların yaptıkları ne zormuş öyle izlediğim gibi değilmiş. Girdim dereye başladım taşları dizmeye bir türlü düzgün bir set kuramadım. Bir yerlerden akıp giden sular vardı. Balıklarda oradan kaçıyordu. Neyse çok uzatmayayım. Babam yardım etti ve barajı tamamladım. Balıklar hazırladığımız o set içersin de yüzüyor git gide çoğalıyordu.

Ufacık yaşımda bu durum bana bir ders olmuştu. “Ufak bir çatlak” her zaman, küçük setlerin bile kurulmasına mani oluyorken, büyük setlerin de sonu olacak diye düşündüm. Büyüdüm ve anladım ki “Ufak bir çatlak” hayatımızdaki tavizlerdi. Set bizim büyük çalışmamız, balıklar bizim emellerimiz, çatlakta bizim “tavizlerimizdi” ve Tavizin büyüğü küçüğü olmazmış. Balıklar elimizden kaçarsa huzurumuz, mutluluğumuz elimizden giderdi.

Şimdi biraz düşünelim. İsrail mallarını alırken ne düşüncedeyiz. Herkes alıyormuş, biz alsak ne oluyormuş. Kardeşlerim biz o duvardaki çatlak olmayalım. Biz elimizden geldiğince barajımızı koruyalım. Çünkü bu durum bir toplumun, bir kültürün sonu demek, Amerika’nın, Asıl Amerikalı olan “Yerlileri” nasıl yok ettiyseler. Bu İsrailoğulları da aynı şekil bizim Müslüman kardeşlerimizi yok etmeye çalışıyorlar.

Sen Zevklerini  kısıtlamadıkça, Kardeşlerin hayatlarını evlerini, namuslarını kaybediyor.

            Veysel Emre Özden