Senin hangi iz düşümünü nasıl silebilirdim ki gözlerimden.Gidişinin acısını yaşayacak vaktim olmadı son üç aydır. Gidişine ağlayamaya hazırlanırken ruhum, gelmeyişine ağlarken buluyorum elalarımı. Ben ki sözlerimde gizler oldum sevdamı, acımı. Nasıl ki gözlerim doluyorsa her pazar saat onda.Ayaklarımda geri geri getiriyor yanıbaşına. Anlatıyorum,  kızıyorum,  bağırıyorum.  Kimi pazar yağmur yağıyor; şemsiye getiriyorum sana. Kimi pazar kar yağıyor; ceketini atıyorum heybetli omuzlarına. Kimi pazar sa güneş nasıl yakıyor; tenini soğutsun diye limonata getiriyorum sana. Sevdiğin gibi taze naneli sevdiğim.

İlk defa hevesli geliyorum yanına. Neden mi ? Sanma ki unuttuğumdan değil, acımı yendiğimden değil. Seninde mutlu olacağını bildiğimdendir.Bugün yalnız gelmedim; oğlumuzu getirdim sana.Evet , evet sevdiğim. Deli gibi mutluyum bugün,  hissediyorum uzaklardan gülümsediğini.Doktora gittik bugün sabaha kadar “bebeğim” diye konuşuyordum onunla. Ama bir saat öncesi başladık oğlumuzla sohbet etmeye.İlk sana geleceğimizi söyledim ona. “İtiraz etmedi tanımalıyım göremesemde” dedi sanki hissettim. Anneler hissedermiş ya, öyle işte be adam. 

Merak etme hiç babasız gün görmeyecek oğlumuz senden bahsetmediğim birgün dahi olmayacak. Belki bıktıracağım bile onu. Ama bıkmaz be adam ben ki doyamamışken sana, senden bıkmak fikri hiç misafir olmamıştı aklıma. 

“Tamam ,tamam ağlamıyorum. Hala duygusal bir eşin var napalım? Birde oğlun sağolsun pek ağlatıyor beni. Hormonlardan elbet , oğlumdan olur mu hiç. 

Öyle işte gönlümün efendisi saat ikiye geliyor ben gideyim artık annelere gidicem müjdeli haber için. Nicedir bekliyorlar. Unutmadan aldım bir tutam toprağından , kavanoza koyucam eve gidince. Zamanı geldiğinde oğlumuz devir alacak bu işi.

Sevdiğim, gözümün nuru üşütme olur mu  soğuk değmesin ruhuna ? Hoşçakal ruhum.