Bembeyaz bomboş seni yazmam için çığlık atan sayfalar içerisinde buluyorum kendimi her daim.İçinde bulunduğum durumdan ötürü hep hatırımda olduğundan; başlıyorum yazmaya. Seninle başlıyorum seninle bitiriyorum cümlelerimi. Birkaç sayfa bakışını, bir vakit gülüşünü, bir tutam beni seven hallerini yazıyorum. En sona gidişini bırakıyorum. Neden diye soracak olursan?  Çok uzun gidişin. Benden gidişin var bikere birkaç satıra sığdıramıyorum; gözyaşlarımı, ihanetini,acılarımı,  yüreğimin pare pare bölünüp,  aklımın fersah fersah seninle dolup taşmasını,  acılarımı yüreğime gömmek için ne kadar çaba sarfettiğimi… Daha neler neler biliyor musun, daha anlatacak çok hikayem var aslında. Evdekilerle köşe kapmaca oynuyorum mesela.Gözüme toz kaçsa annem ayırt ediyor hemen.Yine mi ağlıyorsun diyor kandıramıyorum onları.Senin gidişin benim yıkılışım oldu.Çiçek açan umutlarıma çöl oldu.Susuz kaldım sen gidince ne yüzüm gülüyor,  ne de çiçek açıyorum artık. Son buldum gidince. Nefessiz kaldım. Gökyüzü oksijen üretmiyor artık bana. Aynı havayı soluyoruz gibi bahaneler üretmiyorum kendime. Senin yanımda olmayışını bahanelere sığdıramıyorum. Yoksun işte ötesi berisi yok. Ne kadar ruhum dayanır bu işkenceye, bedenimin yokluğunda  gösterdiği tepkileri es geçiyorum artık. Durduk yere bayılmalarımı,  seni düşünürken es kaza uğrayan olumsuzlukları,  uykudan ağlayarak uyanmalarımı, toplumu umursamayıp seni dilimden düşürmediğim anları daha ki nicesini es geçiyorum artık. Ben ki artık yaşamıyorum. Bedenimin gün içi rutinine ayak uyduruyorum sadece. Ve sadece seni özlüyorum.

              Özlem Yılmazoğlu