Zamanı kara delik diye adlandırmıştım. Yaşı başı kaç ise her gelen için gencecik gibi gözüküyordu. Hangi yılın kaçında doğduğunu aramamalı insan, yaşlanır çünkü.  Aklımda cevapsız kanayan sorular var. Geçen gün siyahın sahibine rastladım bir apartmanın merdiven boşluğunda buldum onu.

Gözlerimi boşluğa dilerek sordum ; İnsan, ifade edemediklerinin kölesi mi oluyor ? Yoksa içten içe kendi özünü ararken yok mu oluyor ? “  

Siyahtı bu elbet benle beyaz konuşamadı. Uzunca bir cevap bekliyorum oysa o kekeleyerek şöyle dedi; ben siyahtan hariç tüm renkleri  özlüyorum. İçimde rengarenk damlalar var ama ifade edemiyorum.

Boşluktan ve gölgelersen yükselen bir sen ; “ben siyahım ve sessizliği içimde taşıyorum. İçimizde taşıdıklarımız bize şekil şema verirken ruhumuza dokunmayan her şey ancak yük olarak ayaklarımızın tırnaklarında çivili perçinler olarak kalıyor. İfade edemediklerimiz köle eylemez her zaman bizi , aslında bakarsan kendini bulamayan öz saygısını yetermiş kanayan damarlar elbet hastalıklarıyla yüzleşmek zorunda kalır. Ve derken aniden merdiven boşluğundan aşağıya attı kendini , hiç canı acımış mıdır bilmem..?

Derken bir ses yükseldi. Artık ben kendimi aramaktan bıktım ! Cismim ve cinsimle başka zihinlerde değerli olmaktan alıkoyuyorum kendimi.

Kırılan kapıyı aralarken kendimi o sesin yanında buldum. Kırık ayna parçaları, makyaj deposu ve rengarenk elbiselerin olduğu dağınık bir salonun göbek başını kesercesine içeri girdi.

Bakıştık. Pencere açıktı.  Yine mi sen gelsin ?

Artık kanayan düşüncelerim dursun. Her gün  özümden farklı bir postu üzerimde giymekten bıktım. Bir şeyler için bir şeyler yapa yapa kendi hislerimi ihmal etmekten bıktım !

Yerdeki tüm aynalar benim, içlerinde dün ile  bugünü saklayan çıplak fikirlerimin öp öz değerleri var. Aniden pencereden aynaların üstüne kolları açık şekilde atladı. Dışarıya değil içeriye atlamıştı. Kandır akacak olan. Düşünceler boşalıyordu aynaların sırtlarını kazıya kazıya gerçeğin yansımayan öz değerini  ellerini uzatırcasına saygıyla soruyordu; beni kim itti o pencereden ? ‘

Bilinmezlik ne korkutucu bir kara delik. Kitapların içinde kendini arayan insan yığınları, özüne hasret yaşamayı alışkanlık edinip sahte özsüz saygılar görmeye çalışan kendinden yoksun değersiniz adımların, ruhsuz etçil  varlıkları, sizden istifa ediyorum. Bunu siyah aynamı kırarak yaptığımı söylersiniz. 

Esenle kalın.

İsmail Buğdaycı