Nereden başlamalıyım bilmiyorum yani daha doğrusu bu his bana nasıl geldi onu da… Niyetim anlaşılmak da değil, eksi on derece bir havanın fotoğrafını Miami de plajda olan birine gösterirseniz; üşümeyecektir. Plaj demişken, çükümün ne halta yarayabileceği konusunda bana epey yardımcı olmuştur. Hatunlar suya değdiklerinde göğüsleri daha da dikleşiyor. Islandıklarında ne olduğunu söylemek bile istemiyorum. Hele lisede -nedendir bilmem- hepimiz kırklı yaşlarında ki evli hanım ablaları düşünerek mastürbasyonize seanslar veriyorduk kendimize. Oysa olgunluk çağında gelip sorsanız herkes bakire kız becermek ister, acıdan haz duymak oysa olgunlukla hiç eşdeğer değil. Düşünün işte öleceğinizi anladımız birazdan. Düşüneceğiniz herşeyi, birbiriyle alakası olmayan bir çok şeyi aynı anda ve hızlıca düşünüyorsunuz. Düşünsenize öleceksiniz bundan eminsiniz. Daha kalın bir kazak giymediğim için pişmanım. Yün bir içlik. Tanrım affet! Yazın şikayetçi olduğum tüm sıcak günler için affet. Babam seslensin bana son bir kez, duyduğum son şey o olsun lütfen…

Bazıları benim kadar iyi konuşamadıkları için kaybettiler. Bense çoğu kez iyi konuşabildiğimden kazanamadım. Oyunun perdeleri belkide burada başlıyor.
Dünya alkolikler proleteryasına dönmüşken, kimin daha iyi içici olduğunu tartışamayız. En başta bunu yapan üç beş kişiydik, alkol kokusunu şempanzelik sayan hatunlar vardı. Şimdi ise, bu işin edebini, şerefini, örfünü, adetini, geleneğini tartışmak için fazla kalabalığız, onlar bizim Rüstem’den bile iyi içiyor açıkçası.
Tanrı size  birçok güzelliği bir arada vermişse zamanınızın çoğunu insanlara teşekkür ederek geçirirsiniz derdi topraksız sardunyam. Bana hep teşekkür ederdi. Seni Seviyorum dediğimde bile. Seni istiyorum dediğimde ve onu fazla tatmin ettiğimde bile, inilti yerine teşekkür ederdi. Diğer yandan, -bana- kimseye teşekkür etme şansı vermediği için burdan Tanrı’ya ayrıca teşekkür ediyorum.
-Sende katil soğuk kanlılığı var, diyerek beni seven bir kadın olsaydı O’na aşık olurdum.
Gerçekten… Düşünsenize akşam yemeğini kimin hazırlayacağı konusunda rus ruleti oynuyorsunuz ve kaybeden yemeğe katılamıyor… Oovv Cebrail vahyedenine kurban, bir güzel haberin yok mu bize de Semadan!
İçinden müziği alınmış bir gerilim filmi vasfında gün bu sabah, bir gönül meselemiz var. Gönül adlı kadınlarla alakalı. Bey abilerimizden hiç birinin ismini uyduramadık bu işe… Kendimi koysam yer misiniz? Bilmiyorum. Üstelik o müzik olmadığında bu filmin bir yarrak olamadığını çok geç farkettim. Cinayet denen martaval bile, melodiye muhtaç bir yerde, ulan işe bak. Mesela bu aralar balık tutarken Jabbar dinliyorum, raf falan diyo, martı sesi, şu bu… Tam havamı yakalıyorum, avcı oluyorum hesapta. Ama belki acıklı birşeyler koysak oradan ,katil olup gidecem. Ziyan yazık heba…
Bir işim yok henüz olsun da istemem. Ha param var mı? Oda yok ama ölürsem ardımda bırakacağım yazılarım şarkılarım ve videolarım var. Onları ben söylemedim fotoğrafları ben çekmedim ama bir yol giderken bide biri ölürken anlam kazanır yazdıkların, tabi ölen yada terkedilen sen değilsen. Tanrı bizi fotoğraflıyor, cennet belkide fotoğraf arşividir ya da film stüdyosu. Bilmiyorum. Ne iş yapıyorsun diye sorduğunda, Ona; ‘şarkı dinliyorum’ demiştim. Film izliyorum… Böyle aşık olmuştu bana, oysa ben bunu; bana aşık olsun diye söylememiştim. Kadınların güvensizliği sizi ayrılığa kadar getirip, orda göt gibi bırakıyor. Sonuçta taraflardan birisi de kıçını kapatmak için kapıyı çarpıp gidiyor. Evet güzel bir kıçı vardı bu yüzden kapatma isteğine hep saygı duydum. Neyse, ne diyordum? Sevişip, ereksiyona girince, apışıp uyukluyorsunuz. O anda bile gözlerini yummuyorlar, teslim olmak bu kadar güç hepsi için… Genellemek gibi olmasın yani,  benim ki öyleydi.
Bütün güzel şarkıları yolculuk yapamayacağım bir zamanda keşfedip, bulaşık yıkarken dinleme aptallığıyla, harcadım harcayalı; uzun yola çıkmanın da kalmadı bir güzelliği. Katil ve mazlumun, pişman ve düşman topraklarından çok uzakta kaldığı bir coğrafyadaydı herşeyin zamansal bir biçimde vuku buluşu. Bu sahnelere uygun düşen şarkıları da henüz bulamadık. Ben; Cemil Meriç’le, başka bir şairi ararken yanlışlıkla tanıştım bu hayatımın en güzel yanlış şıklarındandı. Şık yanlışlarından. Yanlı yanlışlıklarından. Cemilden yana… Meriç bir su gibi…

Hayatta en son yapacağınız şey havanın buna elverişli olduğu bir günde balık tutmaya gitmemek ve yazma isteğinin geldiği anda yazmak yerine bunu ertelemek olsun. İyi bir tavsiyedir benden taraf, fakat işsiz aşsız parasızım diye pek kaale almayacağınızı da biliyorum. Herkes yazar, ama iyi yazmayada bilir. Fakat bu yazmak için bir engel bir ambargo değildir. Bazı kitleler aşktan ve onunla beslenen hasret, acı, ayrılık gibi durumlarla kağıda dökülen herşeyden fazlasıyla sıkıldığını söylerken diğer yandan da bunlardan başka hiç birşey okumazlar. İnsanların backroundunu görebilme yetisi zaten söylediklerinin tersine bakmakla doğru orantılıdır. Arada ingilizce kelimeler serpiştiriyorum çünkü bunun entel durduğu inancındayım. İnsanı insan yapan ve hayatı yaşamak kelimesinin üzerinde tutan hiç bir duygu ve durumun olmadığı hiçbir yazı, güzel bir resim olamaz.
Yazı ve hayat: üçüncü paragraf “
En çok yazarın hikayesini merak edenlerdensiniz sizde. Fakat o kendisini paragraf içlerinde bulmanızı istiyor. Yazmasını bildiği ne kadarsa okumasını bilen de o kadar olsun diye. Yazar sensin çünkü. Biz siz onlar. Hayat hiç birimize kazığı farklı sokmuyor ki. Farklı kazığı sokuyor sadece. Bu ifal aynıyken hepimiz yazarını aradığımız o hikayenin adamı yada kadınıyız. Ayrı yazılan -da nın da amına koyayım burdan.
Benden aşağıda herkesin, benden çok adım önde bir hayatı varken, -inanır mısınız?- haset ve nefret duygularına; şehre uzak ovalarda sere serpe dolanan ehil yılkılıklar gibiyim. Yürekte ki binamı haramiler kuşatmışken, -aramızda bir hesap alacak verecek yoktu üstelik- buna rağmen kırgın ve kızgın değilim. Çok mazlum ve naif bir çocukluktan, bu ağır siklet hayat şampiyonluğuna, tam da sikilmedik bir tek kulak arkamın kaldığı yerlerden geldim.
Ellerim hala bağlı ve bileklerim acı içinde yanıyor. Bunun geçeceğini ümit ettiğim her an rüzgar oraya temas edip acımı katlıyor. Çok soğuk bir yerdeyim, bedenim de bir yer kırılsa, yahut yarılsa hissedebilmem mümkün değil. Gözlerim, başıma neler geldiğini anlamaya başladığım andan beridir bağlı. Bu karanlıkta,  bir dünya kurmaya çalışıyorum. Buradaki kapı kilidinde bir zincir var aşağıya doğru sarkan ince yapılı -öyle tahayyül ediyorum- rüzgar onu sürekli sallıyor. Yalnızca onun sesini duyuyorum, derin bir uykudayken almışlar elbiselerimi. Çıplak olduğumu o kadar geç farketmiş olmam, beni kendime çok öfkelendirdi. Demem o ki ellemeden kendinizle ilgili olanları bile bulmak bu kadar zorken, Tanrı ona sevdalanmanızı bekliyor. İyi ki oda yarattı bizi karşılığında hayatımızı istiyor, üzülüyorum.
Anlattıklarımdan birşey anlamıyorsunuz biliyorum. Çünkü bende anlamıyorum. Bunun bir ölüm şekli olduğunu, tarlaya sürerken tekerleri hızlıca, motor sesinden onu duyamam diye, bağıra çağıra bana bazen boğulmanın bazen yanmanın bazen donmanın ne olduğunu anlatan babamdan öğrenmiştim. Öğrenirken bir gün başıma geleceğini bilmeden… Direnemiyorum. Böyle ölmeyi kim hakeder ki? Kıçıma pamuk yerine esrar tıkasalar bari ve hoca beni yıkamak yerine makat deliğime parmak atsa keşke. Ne yazar? Bunlar düşleyecek bir acı içindeyim şimdi. Acı ve seks üçgeninde bir sığıntıydım zaten hep. Sığıntıydık hepimiz. Devlet bizleri oy vereceğimiz zamanlarda hatırlıyor. Sen ne diyorsun ya? Ben orta okulda başladığım sigarayı zam yüzünden bırakmayı düşünmüş adamım. Ben… Kimim Ben. Ben babamın; turuncu saçlarım var diye, tarlaya giderken tekerin üstüne atıp, yol boyu sevgiyle bakıp, bir kız çocuğuna seslenir gibi narince çağırdığı… Sesinin buğusunda okşadığı… Nazlı traktör çiçeğiyim şimdi buz krağı çalıyor dallarımda. Peki bana söylesene? Çiçekleri ölüler için ölüme terk etmek neden mezar başlarında? Benim kabrime sigara bırak uçlarından tutuşturarak. Sefer tasına umut sığdır. İnan Herkes aynı hızla balkondan bıraktı elleriyle, dökülen saçlarını. Ama geri dönüp çarpmadılar yüzümüze. Tüm sevgililer önce inci ve Barış olmalıydı. Ve tüm sevgiler Barış İnci ve uçurtma… Solcu değilim ama izin ver isyan edeyim bari ölmeden biraz önce… Bu savaşı çünkü… Kardelen kazandı, bir hiç mi yani traktör çiçeği. Ben solarak babamla yeniden buluşuyor olamam. Bu uyku hissi beni öldürüyor. Ölüm beni uyutuyor. Uyutu…
-Azrail son sahne için hazırdır çoktan… Oysa ne yanlış zaman da tanıştık. Tarlaya giderken kesişmeliydi yollar. Bu biraz soğuk oldu. Soğuk…