İSMAİL BUĞDAYCI | AzizGenç

Yazar: İSMAİL BUĞDAYCI



KARŞILIKSIZ BİR GÜLÜŞ

Yaşamak ne büyük eylemdi ! Oysa  kaçmak ne kadarcık öfke gerektirir ki ? Hiç bilmiyorum. Biranda oldu olanlar, olacaklar olmuşlar ve bekleyenler. Hızlının öfkeli hali ile kalktım yerimden. İnsan derisinden  daha pahalı olan rengarenk elbiselerimi çıkardım, lime lime sodyum üstümü başımı. Saatimin akrebi kovanını zehirledi. Uzun ve bir o kadar da kısacık anılar kuyruğuyla. Çıplak kalan elbiselerim bana küsercesine soldular. Oysa ben başka bir yerdeydim uzun bir süre kurbağaların sesinde ve çamurunda kıvranıyordum. Üstüm de iki salyangoz öpüşüyor ve bataklık sessiz filim izler gibi sessizliği kıskandıran bir zamana bürünüyor. Ayak tırnaklarım adım atamaz haldeyken gözlerimin tabanı  şişmiş. Mor salkımlı...

Yazının Devamı

BİR AŞIKTAN GERİYE KALAN MISRALAR

                         “İnsanların ilk hayallerini ilk düşlerini ve en çokta yarınlar için ümit ve umutlarını bir insana bağlamasını hiç hoş görmüyorum.” Demiştim bir zamanlar. Aradan ne kadar son ve ilk mevsimler geçse de  yine aynı şeyi söylemek zorunda kalıyor insan.    Bilemezsin senden bihaber  kaç mevsim bitti, içimde. Gönül dayanır dedim, olmadı. Ellerim alışır dedim, titredi. En çokta gözlerim beklemez dedim meğerse insan yüreği ile beklermiş bunu senden öğrendim. Senden sonra kocaman ev, daracık bir oda oldu. Evleri dolduran eşyalar değildir; içinde ki muhabbet ve sevgiymiş meğer. Senden sonra nede...

Yazının Devamı

AŞK, EDEP VE ŞEHVET

                        Bir insan yaratmanın maliyeti; biraz aşk, biraz şehvet ve birazda edeptir. Aşk, ne iki beden arasında  gezinen şehvettir nede ona yakın bir şeydir. Gecenin yıldızları koynunda saklamasıdır aşk. Kimseler görmeden pamuk suyunda beyaz bulutlara görmektir en öz şekliyle aşk; kalbin acımasıdır. Acımayan kalp, ettir. Şehvet, papatyalar da ki polenlerin, hayvandaki arzuların ve  kainattaki döngünün temelinde yatan esas hissin  aynasıdır.  Bunda döngü, bunca ölüm ve yaşam  hep birilerine  çok önceden kaderin cilvesi ile gebe kalan zaman için gerçekleşiyor. Her gün aynalara bakarak kendini  bilmez olmuş unutkan  simalar yeşeriyor...

Yazının Devamı

UMUT BEKÇİSİ

Zihnimde yankılanan notalar, kulağımı tırmalayan aynalar ve göz bebeklerimde ki resimler bunlar  yalnızlığın bana kattığı kutsal emanetlerdir. Ne uzaklaşa bilirim nede yakınlaşa bilirim içimde ki en derin kuyulara. Hep taşlarla doldu içim. Ne bir dalın gölgesine sığındım nede kocaman denizleri içime alıp köpürmek istedim. Sessizce geldiğim şehirden nefes almadan gitmek istiyordum. Bir şeyler engel oluyordu ayaklarıma er yada geç gitmeliydim. Elveda edecek kimselerde yoktu etrafımda. Bir tek yalnızlık benden şikayetçi olabilirdi, oldu da. Beni yalnızlığımla bırakıp nereye gidiyorsun ? ‘demişti. Gönlüm ve ruhum ters düşüyordu zihnimdekilere  bırakıp gidemezdim yada bırakılıp giderdim. Bunu da bilemezdim. Zifiri karanlıklar içinde göremediğim üç yabancı...

Yazının Devamı

UNUTMAK KENDİNİ HATIRLATIR

        İstemsizce gelinen şu darı dünyada hiç gidilmeyecek gibi yaşandığı için hayat bu kadar acımasız ve ümitsiz geliyor içindekilerine. Bir güvercin misali konup göçecektik dalımızdan, asıl yuvamıza. İnsanoğlu var oldu olalı hiç bir şey tam olmadı. Hep bir yalnızlık hissi hep bir buhranlık ve en çokta dünya perestlik sardı beş bir yanımızı. Beş tarafının beşincisi de kalpti. İnsan kalbindekiler kadar varlığını gösterir ve yaşar. Kalbimiz de hep bir araf da kalıyor manasızca. Bir şeyleri unutup duruyoruz en çokta gitmeyi unuttuk ondandır dünyayı tüketmemiz. Yaratılırken herkes insandı. Bari ölürken insan kalsaydık ya! Gelenler hep gidenlere ah yaktı...

Yazının Devamı

AZİZGENÇ E-DERGİ

Video Galeri

HAFTANIN EDEBİYATÇISI

En Çok Okunan Eserler

FACEBOOK SAYFAMIZ