ÖNCE KENDİNİ SEV

İlk insandan bu yana anlatılan hikâyelerin başkahramanı oldu insan. Sessizce ilerleyen zaman içerisinde kaybolanda oldu, düze çıkanda. Kimine göre Hayat hep birilerine torpil geçti. Kimine göre hatalar asla affedilmezdi. Buna ilk kendimizden başladık. Bazılarımız kendini yerdi bazılarımız ego denen illetle ahbaplaşma yolunda ciddi adımlar attı. Dertleri bazen 140 karaktere bazen bir fotoğraf karesine sıkıştırdı. İnsan bu ya! Çoğu zaman dünyadaki her olay kendisi haksız çıksın ve zarar görsün diye oynandı. Ergenlik döneminde edinilen kelime dağarcıkları kalan hayatımızda da dilimize yapıştı. Böyleydi hayat, hep olumsuzluklar dillendirildi, yalnızlık büyük düşmandı ve daima dünyadaki tek kabahatmiş gibi suçlandı…

Bunları yazarken potansiyel suçluyu arıyorum. Birlikte düşünüp bulacağımız bu suçluyu aforoz etme konusunda da ortak kanıya varacağız. Öncelikle soruyorum, sizler için olumsuzluk nedir? Yaşanılan üzücü bir durum mu yoksa bu üzücü durumdan alınmayan ders mi? Allah, ben kuluma kaldıramayacağım yük yüklemem demiş. Kendisine inanıp iman ettiğimiz gibi sözlerine de inanmış iman etmiş oluyoruz. Öyleyse bu dertler bizi yıkmak, bitirmek, öldürmek için değildi? Zira öyle olsa dünya bir eğlence yeri olurdu ve Allah bu şekilde bizimle eğlenmiş olurdu. Bu durumda da herkes acı çekmeliydi. Peki, bu dertler nedendi? Aklımızda deli sorular… Yoksa bu dertlerin sebebi insanoğlunun çoğu şeyi yaşamadan öğrenememesi mi? Sadece okuyarak öğrenilseydi, okula gitmez evde profesör olurdum değil mi? Yıllarca sorulan sorulardan biri daha. Çok okuyan mı yoksa çok gezen/ gören mi daha bilgilidir? Gel de çık işin içinden.

            Şimdi anlıyor musun bilmem dertler bizlerin acı çekmesi içindi, bu acıyla daha çok olgunlaşmak için. Zira derdinden ölen kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Öyleyse isyanımız bizim için iyi olan her şeyeydi. Hayata pozitif bakmak diye bir kavram çıkarıldı son elli yıldır. Bu da her ne olursa olsun olumlu yanından bak sloganıyla yayıldı bir anda. Sonra bu kişilere gamsız denildi, arsız denildi. Peki, sen kaç defa senin için kötü olan bir durumun hayatında iyi olarak ne bırakmış olabileceğini düşündün? Geçirdiğin bir kazanın seni daha büyük kazalardan koruyabileceğini? Sınavdan aldığın kötü notların aslında asıl sınava çalışan arkadaşlarına ödül olduğu? Aksi olsaydı aranızda ne fark olabilirdi? Ya da aşk acılarınızın ders alındığında sizi doğru insana götürebileceği gerçeği? Çoğunuz bunları daha önce belki hiç düşünmedi ve adına hep zalim felek denildi. Biz buna önce kendini sev diyoruz. Hayatta başına gelen her ne varsa çoğunun senin seçimin olduğunu, kalan kötü durumlarında ileriye dönük seni hayata hazırlayan bir çaba olduğu gerçeğini benimsemene yardımcı olacaktır. Lakin ömür devam ederken an sevdiğin dostların zamanla kaybolurken, aileni bir bir toprağa verecekken, mezar denen kuyuya sadece kendinle gireceğini hatırlaman gerekirdi. En zor zamanlarında dostlarının yanında olması güzel bir durum lakin dostlarından önce daima kendi benliğinle muhatap kalman sende de bir şeyleri düşünmene sebep olmadı mı? Aynaya baktığında o harika muhteşem insana sahip olma duygusunu yaşaman sende ne gibi değişikliklere vesile oldu hiç hissetmedin mi? Ve ya sen çok istedikten sonra her şeyin olabileceği gerçeğini daha önce hiç yaşamadın mı? Bence bir an önce tatman gerek. Hayatta güzel işler başarmış insanların hepsini dinleyin. İstisnasız hepsinin kullanacağı kelime “gerçekten istedikten sonra başarılmayacak hiçbir şey yoktur” olacaktır.

Kendini sev ve hayatında bir şeyleri değiştirmek istiyorsan önce olumsuz olayların altında olumlu ne olabilir bakmaya başla. Eğer göremiyorsan gel birlikte bakalım. Zira bunları yazarken “ bu kadarı olmaz artık, bu dertler bana ne gibi bir güzellik getirebilir”  dediğim noktada karşılaştığım güzellikleri yaşamış biri olarak yazıyorum. Kendimi seviyorum çünkü hayatta sahip olduklarımı kendime borçluyum. Destekçiler elbet oldu lakin onlara izin vermeseydim yanımda olmayacaklardı. Olmasını istediğim lakin olmayan her ne varsa ya çok istemediğim için ya da benim için ilerde daha iyisi olacağından dolayı gerçekleşmemişti. Kendin için bir iyilik yapmak istiyorsan pozitif bakmayı öğren. Ego sınırını aşmadan kendini sevmeyi öğren, zira bu hayatın tekrarı yok. Eğer bilgece yaşamak istiyorsan merhametli olan seni daha çok sev. Zaman akarken yanında gidenlere kızma, hepsi rolünü oynadı ve hayatında ayrıldı, asıl başkaraktere saygı duy ve unutma herkes kendi dünyasının merkezidir.

 

FURKAN TUNÇEL’